İlk aşk insan hayatında yer edinen ve o derin duyguların daima en saf olanı, hatıralarda yaşatılanı değil midir? Winter Sonata sıradan bir öyküyü masal tadında sunan ve dinlemekten ya da izlemekten bıkmadığımız hep o aynı hikayeyi bize sunarken kalbimizde buruk bir hüzün bırakıyor. Kuşkusuz dizi içinde çalan muhteşem şarkıların bunda büyük bir payı var.

Kore dizilerinin cazibesine kapılmamı sağlayan izlediğim ilk seridir Winter  Sonata. Animelerin yozlaştığı  2000'li yıllarda bu takip edilesi yeni dünyaya dalınca çıkmak da mümkün olmadı. Diziler sayesinde Kpop kavramından da haberdar oldum. Şu küçücük ülkenin yapabildiklerine hayran kaldım.

Gelelim dizinin konusuna. Hikaye her sabah aynı gecikme ve rutin okul otobüsüne yetişme hengamesini yaşayan Jung Yoo Jin'le başlıyor. Binbir zorlukla ve arkadaşı Kim Sang-Hyuk'un yardımı ile kendini tıkış tıkış araca atabildiğinde hayli rahatsız edici bir yolculuk yapmak zorunda kalır. Nihayet yolcular birer ikişer inip de içerisi ferahladığında Jung Yoo Jin, kendisi gibi bir öğrenciye önce ayakta uyurken yaslanarak, sonrasında aynı koltuğu paylaşırken başını omuzuna koyarak uyuklar. Duyduğu rahatsızlığı belli etmekten çekinmeyen delikanlıya memnuniyetsiz bakışlar attığı sırada okul durağını kaçırdıklarını fark eder ama ne yazık ki iş işten geçmiştir. Sonraki durakta inmek ve taksiye binmek zorunda kalırlar. Jung Yoo Jin, ne yazık ki girişte okulun korkulu rüyası Gargamel lakaplı müdür yardmcısına yakalanmaktan kurtulamaz. Ders devam ederken kendini Kang Jun-Sang  olarak tanıtan yeni nakil öğrenci sınıfa adım attığında özellikle kızların hayli ilgisini çekmiş durumdadır. Ancak o çevresiyle iletişim kurmaya pek de gönüllü gözükmemektedir.


Babasını bulmak için Kore’ye gelen ve transfer olduğu okulda Yu-jin ile tanışan Kang Joon Sang ise dışarıya karşı sergilediği davranışlarının aksine kıza karşı karşı her geçen gün artan duygular beslemektedir. Ancak anlaşılmayan bir nedenden ötürü Kim Sang-Hyuk'a nereredyse düşmanı gibi davranır. İlk karın yağdığı gün buluşmak üzere sözleşirler. O akşam Yu-jin’in saatlerce bekler ama Kang Joon Sang gelmez. aşadığı hayal kırıklığını sindirmeye çalışarak geldiği okulda önceki gece gelmeyen Joon Sang'ın geçirdiği trafik kazası sonrası öldüğünü öğrenince derin bir acı ve şok içinde kalır. Geriye bir süre önce O'nun tarafından postalanmış sevdiği bir bestenin piyano kaydını barındıran bir kasetten başka beraber geçirdikleri birkaç günün hatıralarına tutunarak yaşamını sürdürür.

Aradan yıllar geçer. Şimdilerde Polaris mimrlık firmasında çalışan Yu-jin, çocukluk ve okul arkadaşı Kim Sang-Hyuk ile nişanlanmak üzeredir. Nişan töreninin olacağı gün yolda yürürken anlık şekilde gördüğü ve Joon Sang’a benzeyen  bir adam ilk aşkına dair duyularının yeniden yüreğinde canlanmasına neden olur. Saatler ilerler ve hava giderek kararırken dondurucu soğuğun altında O'nu aramayı sürdürür. Çabasının beyhudeliği karşısında nişan töreni için salona döndüğünde tüm isafirler zaten ayrılmış durumdadır. Kim Sang-Hyuk'un ailesi ve özellikle müstakbel kayınvalide duruma içerlemiş halde salonu terk ederken arkadaşlarının ve annesinin şaşkın bakışları arasında yere yığılır.

Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın 

Comments (0)