KBS World'un yayın akışında şu ara bir düzensizlik varken iyiki haftasonu dizisine dokunmadılar. Normal şartlarda uzun serileri pek takip etmem. Ancak iki güzide başrol oyuncusu da dahil tüm kadrosu ile sıcacık bir yapım olarak karşımıza çıkan çiçeği burnunda bu seriyi bloga eklemeden duramadım.

Hikayemizin ana kadın karakteri Park Yoo-Ha ailesinin en büyük çocuğu ve tıp eğitimi alıp doktor olmuşken varlıklı bir aileye mensup Chae Sung-Woon'a aşık olup gelin olunca tüm kariyerini bir kenara bırakmıştır. Ancak artık evliliği yaşamı toz pembe değildir. Ailenin ve şirketlerin başı gibi gözüken tam bir buz kraliçesi görümcesi her sile için rutin olduğunun altını çizerek kızının DNA testini istemektedir. Bu ise sakladığı sırrın ifşa olması anlamına gelir ki zamanında kocası için yaptığı bu fedakarlık onun tarafından da bir çırpıda görmezden gelinir ve aldatan ve başkasından çocuk yapan durumuna düşer. Geçeği açıklamasına engel olan yegane şey kızıdır. Evlilikleri kağıt üzerinde sona erse de bir süre saklı tutması emredilir. Kendinden başka hepsi bekar üç kardeşi ve babsının yanına taşınır. Kızının sağlık problemleri vardır. Jung Eun-Taeise ünü ülke sınırlarını aşmış babsının ismi gölgesinde oldukça tanınmış bir doktordur.
Ötelenen bir diğer dizi Love In The Moonlight. Aslında izlemek için seçtiğim zamanlama çok iyi değildi. Ancak KBS World'de yayınlanmaya başlayınca ilk bir kaç bölüme ister istemez takıldım ve en iyisi arşivden devam edip bitireyim dedim. Uzun soluklu bir dizi takipçisi olarak oyuncu Park Bo-Gum'a daha önce hiç bir yapımda denk gelmişliğim yoktu. Kim You-Jung'ı bazı dizilerde arka rollerde izlemişsem de görsel hafızamda yer bulamamış. Aynı şey Kwak Dong-Yeon için de geçerli. Dolayısıyla üç yeni yüz bana iyi geldi. Dizi bir dönem dizisi. Ancak hangi yıllar bilemiyorum. "Halkın kendi idarecisini seçmesi" fikri olduğuna göre 1800'lü yılların Joseon'u olsa gerek. Bu konuda bilgisi olan varsa paylaşırsa sevinirim. Gelelim hikayemizin içeriğine.


Veliaht prens Hyomyeong (Lee Young ) saray içinde babasının sağladığı özgürlük ölçüsünde aklına estiği gibi davranan, başına buyruk ve birazda dik başlı biridir. Ülke kukla kral pozisyonundaki babasının idaresinden çok kız kardeşi de şu an çocuk bekleyen kraliçe iken her anlamda gücü elinde toplamış bakan Kim Hun'un idaresindedir. Durumu oluruna bırakmış bir görüntü verse de aslında prens hiçte aptal ya da umursamaz değildir. Yakın koruması ve çocukluk arkadaşı Kim Byung-Yeon ise hep bir adım gerisinde gözü ve kulağı gibidir. Sahip olduğu karizma saray hanımları arasındaki pöpüleritesine tavan yaptırdığı için ufak kıskançlık halleri gösteren prensin şaka yollu  laf çarpmalarına maruz kalır. (Dağınık toplanmış uzun saçlı halleriyle cidden karizması harikaydı:)


Hong Ra-On is nedenini bilmediği halde annesi tarafından küçük yaşlarından beri erkek kılığında dolaşmaya mecbur bırakılmıştır. Yaklaşık on yıl önce şehrin pazarında dolaşırken onu kaybetmiş ve usta dediği Jung Yak-Yong tarafından kollanmıştır. Yazı becerisi sayesinde şehirdeki erkekler için kızların kalbine hitap edecek aşk mektubu yazmakta ve geçimini sağlamaktadır. Yolu veliaht prens Hyomyeong'la kesiştiğinde yine erkek kılığındadır ve başları bir kovalamacada belaya girip de kaçışları esnasında biraz da onu başından atmak için bildiği bir çıkura yönlendirir. Ama içine birlikte düşerler. Çevirdiği dümenle kendisini delikten iten genç adamı biraz da dalga geçerek orada bırakıp kaçar. Bir şekilde kendini harem ağası seçmelerinde bulan Hong Ra-On yazılı sınavı prensin kontrolundeki kabulle fiziksel muayane kısmınıda ise malum organ yokluğu testini de şans eseri aşınca harem ağası oluverir. Başlangıçta bir saray mensubu sandığı prens Hyomyeong yüzünden sıkıntılar atlatsa da kimliğini öğrendiği andan itibaren işler gün be gün kızımız için değişir. Elbette onu durumunu öğrenen prensin de de bir hatun iken bir içim su oluveren Hong Ra-O'ya tutulması kaçınılmaz olacaktır.


Dizi normalde sanırım 16 bölüm planlanmış ama elde ettiği izlenme başarısı iki bölüm daha uzamasını sağlamış. Hikaye genel olarak insanın içini ısıtıyor. Ancak Park Bo-Gum, 21.yy'dan o döneme düşmüş gibi bir izlenim uyandırdı ben de. Ayrıca normalde pek çok katı kuralın hakim olduğu saray içinde ölçütlerine uyamayan, aşılması da mümkün olmayan durumlar yaşanıyorken bunlar biraz es geçilmiş gibi geldi. Özellikle 17. bölümde Kim Byung-Yeon ve prensi karşı karşıya getiren o sahne de bittim tükendim. Eğer senarist kalbimi kırsaydı hatırladıkça iyi sözler etmezdim herhalde kendisine:) Söylemek istemiyorum anlayın işte! Ah ah...


Son zamanlarda yoğunluk ve stres biraraya gelince diziler de zevk vermez oldu. Bu yüzden son dönem yeni yapımların neredeyse tamamını birer bölüm izleyip  "hımm, pek de iyi değil ama madem inmiş sonra izlerim" diyerek arşive atıyordum. Bu hikayeye de baksam mı diye düşünürken onlardan biri gibi gelmiş ve pek birşey ummamıştım. Ancak gel gelelim ilk bölümü açıp da önce 19 yaş izleyici sınırını görünce kendime Kore'de de Game of Thrones gibi diziler yapılıyor muydu? diye bir soru soraraken buldum. Neyseki yanılmışım. Yanından geçmiyor. Geçse zaten hayal kırıklığına uğraradım. Sonra hikaye başladı ve ilk bölüm bittiğinde "wow... bu da neydi böyle dediğimi hatırlıyorum. Konu öyle insan üstü şaşırtıcı, gizemli vs değil ancak oyunculuklarla öyle bir çıtaya yükselmiş ki bayıldım.


Sıcağı sıcağına hemen konuya girmek istiyorum. Televizyon dünyasının kıdemli ve başarılı olduğu kadar hırslı ve gözü pek haber sunucusu Go Hye-Ran dışardan mutlu bir evliliği olan ve işinde zirvede bir görünüme sahip olmasına karşın hayatı çatlaklarla dolu bir kadındır. Kocası ile uzun zamandır süregelen ve artık sadece kağıt üzerinde görünen bir ilişkisi vardır.  Durumundan habersiz torun beklentisi içindeki kayın validesi her ay periyodunda kapısında bitip hamilalik şansını  arttıran bitkisel ilaçlar getirirken üstü kapalı sözlerle kendisini iğnelemesinden de bıkıp usanmıştır. Bir yandan da son zamanlarda bir hayalet gibi düşüncelerini ziyaret eden eski sevgilisiyle yaşadığı tutkulu geçmiş aklına düşüp durmaktadır.

Kang Tae-Wook ise bir süre önce parlak savcılık kariyerini bir kenara atıp avukatlık yapan üç nesil hukuk geçmişine sahip köklü bir aileye mensuptur. İçten içe duuduğu aşka rağmen tırmanabileceği en yüksek noktaya ulaşmak için kariyerini seçip bebeğini aldırmayı seçen ve bunu da ona danışmadan yapan eşiyle ilişkisi bunu öğrendiği anda tamamen bitmiştir. Aralarına aşılmaz duvalar ören bu olay sonrası artık aynı evi paylaşan iki yabancıdan farksızdırlar ve O da kendini işine adamıştır. Kang Tae-Wook'u canlandıran Ji Jin-Hee'i Sarayın Mücevherindeki yüzbaşı olarak hatırladığım sadık eş Kang Tae-Wook rolünde izlerken  Go Hye-Ran'ya hayat veren Kim Nam-Joo ile yakaladıkları mükemmel kimyaya bayıldım. Yine bir diğer sevdiğim aktör Gong Yoo gibi hoş bir havaya ve karizmaya sahip. Rölünün hakkını sonuna kadar vermiş.

Hikayedeki diğer erkek kariyer için uzun zaman önce Go Hye-Ran tarafından terk edilen, beş parasız, şimdilerin ün yapmış kupa sahibi golf yıldızı Lee Jae-Young. Artık önüne geleneni yatağa atan ve paraya para demeyen, sadakatsiz tam bir pisliktir. Aklında hala tekme yemişliğin acısı vardır. İzlediğim her an bu karaktere gıcığım kat be kart arttı. Kendi halinde karısı Seo Eun-Joo ise onun yaptıklarının farkındadır ancak söz geçiremeyecek kadar da pasif bir kadındır.
Misty (OST) (미스티) 
Söyleyen: Lee Seung Chul  
Albüm: Misty OST Part 1

Painful Love (사랑은 아프다)

바람이 분다 꽃이 진다
Param-i bunda koççi-cinda
The wind blows over the flower
이제는 널 지워본다
ice nıl nol ciwobonda
Now I am removing you
사랑했었던 그 날들을
saranghesodon kınaldırıl
Those days, which I once loved
이젠 잊고싶다 잊고싶다
icen içgoşipda içgoşipda
Now I want to forget it, forget it

-------

안개속에 눈물처럼
angesoge nunmulçolom
Like tears sinking in the fog
흩어져가는 너의 눈빛
hıt-ojiganın nıl nunbiç
The sight of your eyes is becoming more vague
점점 더 깊어진 상처를
Çomcomdo gip-oçin sangçerıl
Slowly the wound deepened
건드리고있어 아플텐데
Kıderigoss-e appultende
When I touch it, it feels very sick

--------------------
그렇게 너를 사랑했던 나
Kıryohge norıl salanghaessdon na
Like that, I love you
끝없이 나를 미워했던 너
kıt-opşi narıl miwohessdon na
You who hate me are endless
사랑이란게 사랑이란게
sarang-ilange salang-ilange
Love it, love it
상처뿐인데 아픈건데
It's just a wound, just a pain
sangcheoppun-inde apeungeonde

------------

그 아픈 상처가 날 울려도
geu apeun sangcheoga nal-ullyeodo
 Even the painful wound made me cry
그 아픔이 나를 저며와도
geu apeum-i naleul jeomyeowado
Even the pain was wrenching my heart
내안에 잠든 너의 기억은
naean-e jamdeun neoui gieog-eun
Your memories are asleep in my heart
사랑이었다
salang-ieossda
It is love

-----------------------
눈부신 날에 넌 떠났다
nunbusin nal-e neon tteonassda
You go in the day is so bright
다시는 널 볼 수 없었다
dasineun neol bolsueobs-eossda
I can not see you anymore
손끝에 남긴 너의 눈물
sonkkeut-e namgin neoui nunmul
Your tears are left on the end of my fingers
다시 만져본다 또 아플텐데
dasi manjyeobonda tto apeultende
It would hurt again if I touched it

 ------------------------
그렇게 너를 사랑했던 나
geuleohge neoleul salanghaessdeon na
Like that, I love you
끝없이 나를 미워했던 너
kkeut-eobs-i naleul miwohaessdeon neo
You who hate me are endless
사랑이란게 사랑이란게
salang-ilange salang-ilange
Love it, love it
상처뿐인데 아픈건데
sangcheoppun-inde apeungeonde
It's just a wound, just a pain

------------------------------
그 아픈 상처가 날 울려도
geu apeun sangcheoga nal-ullyeodo
Even the painful wound made me cry
그 아픔이 나를 저며와도
geu apeum-i naleul jeomyeowado
Even the pain was wrenching my heart
내안에 잠든 너의 기억은
naean-e jamdeun neoui gieog-eun
Your memories are asleep in my heart
사랑이었다
salang-ieossda 
It is love
Warrior Baek Dong Soo Ost Part 1:
Şarkı Adı:  야뇌 / Hey Buddy

Şarkıyı Söyleyen: BMK

Bu şarkının bir de akustik versiyonu mevcut. Onu da dinlemenizi öneririm:)

붉게 물든 저 노을은 태양을 삼키고 떠난다
Bulke muldın co noın rınn taeyangıl  samkigo donanda
The flaming sunset disappears after swallowing the sun
 
검게 타는 내 심장은 꺼질 듯 슬픈 가슴 안고 운다
Komge taın ne şimcan nın kocil dıt sıl pın kasım ango hında
My burnt black heart cries with sadness as if it’s going to fade away 

내 맘 가득 차오르는 뜨거운 눈물은 감추고
Ne mam kadık çaorının tıgohwın nun murın kamçugo
I hide the hot tears that are filling up my heart
 
홀로 돌이킬 수 없는 내일의 희망에 몸을 맡긴다
Holro dorikil su omnın neire himange moımıl mankginna

And give myself to the hope for tomorrow, that cannot be changed
 

억센 바람소리 흩날리는 기억
Oksen baram sori hın nallinın giok
The tough wind sound, scattering memories 
 
엇갈린 운명과 닿을 수 없는 꿈
otkkallin unmyong wa tarıl sı om nın kum
The crossed fate and untouchable dream 

험한 세상에서 다시 네 품으로
Homhan sesangyeso taşi ne pumıro
From the rough world to your arms 
 
저기 날아가는 새처럼 나 돌아가려 한다
Çogi naraga ne se çorom na doraga ryo handa
I go back like that flying bird 
 


내 맘 가득 차오르는 뜨거운 눈물은 감추고
Ne mam gadık çaoru nın tugoun nunmu rın kamçugo
I hide the hot tears that are filling up my heart 
 
홀로 돌이킬 수 없는 내일의 희망에 몸을 맡긴다
Holro dorikil su omnın neire himange momıl mankginna
And give myself to the hope for tomorrow, that cannot be changed 

붉게 물든 저 노을은 태양을 삼키고 떠난다
Bulke muldın ço noın rınn teyangıl  samkigo donanda
The flaming sunset disappears after swallowing the sun 
 
검게 타는 내 심장은 꺼질 듯 슬픈 가슴 안고 운
Komge taın ne şimcan nın kocil dıt sıl pın kasım ango hında
My burnt black heart cries with sadness as if it’s going to fade away 


Genelde söz konusu favori oyuncum Ji Chang Wook olunca yine akan seller dururdu. Ama meşguliyetler artınca bu seriyi izlemeyi ileri bir tarihe ertelemiştim. Gelgelelim özel ve pek de izleyicisi olmadığını düşündüğüm bir kanalda Savaşçı adı ile yayınlanırken görünce fikrimi değiştirdim. Madem yayınlanıyor nasılsa o saatlerde başka kayda değer birşey de yok takip edebilirim dedim. İyiki de demişim. Çünkü kimi zaman arşivde olunca bazen dizileri sıkılıp hızlı hızlı geçiyor ve kimi serileri güzel olsa da heba edebiliyorum. Sonuç olarak durağan seyrinde her bölümden zevk aldım. Bu arada kanal'da hiç olmadığı kadar reklam yayınlanmasına bakılırsa dikkate değer bir izleyici kitlesi edindi sanırım.


En az Dong So kadar etkileyici, bebek yüzü ve uzun saçlarıyla mangalardan fırlamış karizma sergileyen Yeo Woon'ya dair okuduğum yorumlara bakarak söyleybilirim ki birçok izleyici gibi benim de gönlümü fethetti. Hatta DongSo'yu aştığı düşüncesindeyim diyebilirim.

Oyuncu kadrosunu da hayli sevdim. Mesela Kılıç Azizi Kim Kwang-Taek ve kara ninjaların lideri Chun arasındaki süregelen kalp ve bilek gücü mücadelesi de görünüşe göre öğrencilerine aktardıkları bir miras gibiydi.


Dong Soo'ya layık görülen ve ne yazık ki heri iki başrolünde gönlünü kaptırdığı Yoo Ji-Sun en sevmediğim karakter oldu. ifadesiz yüzüyle sanki ayaklı buz kütlesiymiş gibi dolanıyordu ve en bana göre varlık sebebi yoktu bile. Dğer kadın karakterimiz Hwang Jin-Jo ise çocukluğundan itibaren Dong Do'ya yanık olsa da aşkı tek taraflı kaldı. Zaten  biraz akıldan eksiği varmış gibi davranıyordu. Ama esas hatundan daha sevimliydi ve Dong So için daha idealdi.


Diznin kötüleri ise ayrı bir olaydı doğrusu. Nazır Hong'un çevirmediği dolap yoktu. Kraliçe  desen ona keza. Yaptıkları da yanına kaldı o da ayrı mevzu. Peki ya ömrü boyunca diz boyu kin güdüp intikam peşinde koşup hayatının son günlerinde pişmanlığa kapılıp iylik meleğine dönüveren In adlı o karakter neydi öyle? Zaten kötü anladık da o yüz ve mimikler çok gerekli miydi?

Not: Dizinin ilk-3-4 bölümünde yeni jenerasyonunun yükselen yıldızı Yeo Jin Goo  ana karakter Dong So'nun çocuk dönemine hayat veriyor. O zamandan belliymiş geleceğinin parlak olduğu:)


Bu dizi her bölümünü düzenli biçimde takip edemesem de özellikle muzikleriyle dikkatimi çeken ve KBS World'de izledilediğim yapımlardan birisidir. Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo'la kendisine aşina olduğum Lee Joon Gi'yi aslında bütün dizilerini bulup da izleyeyim dediğim ya da yana yakıla  takip ettiğim oyunculardan biri değil. Ama 19.yy'a ait "batılı centilmen" giysiler içinde izlemek de oldukça keyifliydi. Bununla birlikte ne genel öykü ne de romantizm olmazsa dizi tutar mı cinsinden araya sıkıştırılmış hissi uyanıran aşk hikayesi etkileyici gelmedi. Belki izlerken havamda değildim bilemiyorum. Konu kısaca bir intikam hikayesi sunan öykümüz yıllar sonra gizemli bir silahşör olarak ülkesine dönen ve ailesini  yok eden düşmanına karşı çetin bir mücadeleye girişen Park Yoon-Kang çevresinde şekilleniyor.



Tam adı Black Knight: The Man Who Guards Me olan seriyi . Hikaye Slovakya'da eski çağ görünümlü bir mekanda başlıyor. Gizemli adamımız Moon Soo-Ho varlıklı ve el attığı her işi kotaran biridir ve o sırada şehirde şarap üretimiyle uğraşmaktadır. Jung Hae-Ra ise Seul'de bir seyahat firmasında çalışmakta. Sırtından geçinmeyi birincil önceliği edinmiş teyzesiyle birlikte kalmaktadır. Bir gün tuhaf biçimde şans eseri gençliğinde ailesiyle gittiği eski terziye yolu düşer. Sahibi olan kadını da hatırlarken gördükleri karşısında şaşkına uğrar. Çünkü aradan geçen yıllara karşın kadına zaman değmemiş gibidir. Üstelik yıllar önce siperiş verdikleri şık paltoyu tam da ona uygun biçimde dikmiştir ve O'na vereceğini söyler. Kaliteli kumaştan ve son derece güzel bir el işçişiğyle dikilmiş kıyafet üzerinde mükemmel biçimde durur. Patronunun isteğiyle daha önce ülke dışına çıkmamış kızımız ünlü bir fotoğraçı ile görüşmek için yollara düşer. Daha önce tanışmadığı ve yüzünü de görmediği adamla buluşmak üzere kararlaştırılan mekana geldiğinde tarifteki gibi giyinmiş ve elinde fotoğraf makinesi olan Moon Soo-Ho'yu görür ve aradığı adam zanneder. Moon Soo-Ho ise bir süre önce ortak geçmişe sahip olduğu Jung Hae-Ra'yı karşısında bulmaktan memnundur ve kendisi hakkındaki gerçeği açıklamaz. İkili karşı konulmaz biçimde birbirlerinden etkilenmiş halde yollarını ayırdığında Jung Hae-Ra yalnış adamla görüştüğünü öğrenmekte gecikmez. Bir diğer tesadüf onları bir araya getirir. Şehrin tarihi havası adamı daha da gizemli kılmış gibidir. Yolları ayrılıp da Jung Hae-Ra Kore'ye döndüğünde birkaç haftadır hayatındaki değişimi düşünür ve bunu aldığı paltonun şans getirdiğine yorar. Böylece bir kez daha Sharon terzisine gider. Nedendir bilinmez iş yerinin gizem yumağı sahibesi de ona şık kıyafetler vermeye gönüllüdür.


Bu dizinin fragmanlarını KBS World kanalında gördüğümde her ne kadar oyuncu Shin Se-Kyung'un rol tarzını sevmesem de izleme listeme almadan edemedim. Vampire Knight anime serisini fazlasıyla hatırlatan backround müzikleri ile başlangıçta gayet gizemli ve gotik bir havası vardı ki beni de çeken bu olmuştu. İzlemeye başladığımda ise sanki daha o ilk sahnelerde biraz Goblin gibi giriş yapılmak istenmiş gibi gelmişti. Ancak bölümler ilerledikçe tüm o çekici hava kayboldu ve konu ne yazık ki vasat bir hale geldi. Birileri neden bu başrol kadın oyuncuyu seçmekte ısrar ediyor bilemiyorum. Tamam iyi hoş, mütevazi bir duruşu var Sensory Couple hariç hangi dizisini izlediysem sevemedim bir türlü. Kim Rae-Won'u ise en son Doktors dizisinde izlemiştim. Aralarında kimya yakalayamadım. Seo Ji-Hye'nın karakteri bana daha ilginç ve çekici geldi. Wamp olmak kolay değil tabii:)  Moon Soo-Ho'nun geçirdiği değişim şimdi ne olacak ki dedirtiyor olsa da benim açımdan heyecanını kaybettiği için herhalde bitse de gitse modundaydım. Finali hiç umduğum gibi olmadı. Aslında sevdiğimi söyleyebilirim bile. Diğer türlü çok banal kaçacaktı zaten. Ve yine Goblin vari bir yazgı gördük.

2017 en çok diziyi takip ettiğim yıl oldu diyebilirim ve gerçekten iyi hikayeler izledim. Ama şu ara  sıkılıyor ve son zamanlarda izlediğim hiçbir yapımdan bir tat alamıyorum Herhalde hızlı bir dizi tüketicisi olma unsurunun etkisi büyüktür. Belkide biraz ara vermem gerek. 

Uzak doğu insanımız için nedendir bilinmez sıcak kanlı ve güler yüzlü insanların diyarıdır. Çin için birşey diyemem ama Japon ya da Koreli olunca sempati duyarız. Belki de geçmişten gelen asya genlerimiz nedeniyle böyle hissediyoruzdur. Orta Asya devlet başkanlarından biri bizim o zamanki Cumhurbaşkanımız Demirel ile görüşürken şöyle demiş "Çekip gelip çakır gözlü döndünüz." Bu hikayeyi hatırlayınca gülümserim. Bizi uzak doğulara karşı sıcak hissetiren bir diğer nedense tarihsel boyutta düşmanlık yaşamamaış olmamız olabilir. (Çin ile orta çağda süregelen bir mücadele dönemimiz var:) Genelde ilk ilişkiler dostlukla pekişmiş. İyiki de öyle olmuş. Baksanıza Avrupa ülkelerinin karın ağrısı bitmek bilmiyor.



Kore ve koreye dair edindiğimiz şeyler genelde dizilerle sınırlı olunca aklıma bizim dizilerimizde sunulan hikayeler ve abartılı hayatlar geldi. Bu yüzden az ya da çok gerçekte nasıllarmış diyerek ufak bir araştırma yaptım. İlk olarak onlarında yaşamı en az bizim kadar zor. Bölünmüş yarım adanın bir tarafına sıkışmış 51 milyon nüfuslu bir ülke. Peki başka?

1. Biraz tarihçe ile başlarsak Japon işgali dışında Kore genel olarak tarihi boyunca özgür kalmış bir millet denilebilir. Ancak özellikle üç krallık devrinde ya da Goryo döneminde Çin baskısı fazlasıyla kendini hissettirmiş. Benim çıkarımıma göre vassallık denilebilecek bir konumda olmuşlar. Çünkü bizim Hun tarihini hatırlayacak olursak Teoman'ın oğlu Mete Çin'e gönderilmişti ve orada uzun süre bir nevi esaret altında kalmıştı. Çin'in Hun ülkesini tehdiit unsuru olmaktan çıkarmak adına rehin tutma politikasını Kore tarihinde de görmek mümkün.

1. İşsizlik seviyesi  %10'nun üzerinde. Orada da zenginler paşa gibi yaşarken orta ve alt gelir düzeyi oldukça zorlu hayat şartlarıyla boğuşuyor. Eğer ülkenin başarılı birkaç üniversitesine girip mezun olamamışsanız iş bulmak da hayli zor. Kaldı ki orada da zorlu bir üniversite giriş sınavı süreci var. Öğrenciler okul sonrası bizde eskiden var olduğu üzere dersane-kurs mantığındaki yerlere akşam geç saatlere kadar devam ediyor. Ailelerin baskısı da bu yüzden çok fazla. Çünkü iş ve gelecek buradan başlıyor. Üniversiteler paralı ama harç kredisi benzeri bir ödeme alınabiliyor. Elbette daha sonra ödemek gerekiyor. Bizde de bir kaç yıl öncesine kadar vardı. Hatta bu açıdan bakıldığında yurdum öğrencisi çok şanslı. Ben harç kredisini geri ödeyen nesildenim.

2. Aile ilişkileri bizimkine pek çok açıdan benziyor. Büyüklere saygı önemli. Anne ve babalar çocuklarını yetiştirmek için ellerinden geleni yapıyor. Çocuk ebeveyn ilişkisinde yetişkin olunsa da aile içi saygı kavramı  devam ediyor. Çocuklar kafalarına göre Amerikan usulü yetişkin olunca başka eve falan çıkmıyor. Ev de bizim gibi ayakkabı ile gezmiyorlar, terlik kullanılıyor:) Evlilikler mantık üzerine gelişebilir. Görücü usulü tanışmalar bizdeki gibi yaygın ve garipsenmiyor. Her ne kadar kültürlerini dünyaya iyi pazarlasalar da günümüzde kendi içlerinde yozlaşma mevcut. Tabii daha çok genç nesilde yoğun biçimde görülüyor.

3.Oldukça materyalist bir yaşam biçimine ve bakış açısına sahipler. İnaç bağlamında Budizm ya da Hristiyanlık tercih ediliyor. Söz konusu Hristiyanlık değilse hayata bakışları da ilginç. Ölüp dirilmek gibi bir düşünceye sahipler. Belkide bu yüzden bu sefer şansım yaver gitmedi bir sonraki maça bakayım tarzında bir yaklaşıma sahipler. Ülkede intahar oranı da hayli yüksek.

4. İçkinin içilmediği bir dizi görmedim. Sanırım Almanlar gibi su yerine soju tüketiyorlar. Bu kadar teşvik edici olmaları da ilginç. Sonuçta sağlığı bozduğu da aşikar. Aynı şey yeme kültüründe de kendini gösteriyor. Korece hocam savaş dönemi halkın açlık çektiğini anlatmıştı. Bu bir etken olabilir tabii ama programların hemen hemen hepsinde bir yemek yeme saplantısı var. Etlerin en makbülü inek eti ama galiba pahalı. Domuz eti de aynı ölçüde sofrada yer bulabiliyor. Tabii yedikleri şeyler bazen bizim yemek kültürümüzü aşıyor. Canlı yenen deniz ürünleri falan ayrı bir olay. Bu nedenle öldüklerini de durmuştum. Ayrıca türlü bakteriler içerdikleri için tehlikeli olduklarını da biliyorum. Ancak neden böyle bir tercihte ısrarcılar anlayabilmiş de değilim. (Altta kore mutfaginda yer alan yer üç yemeği (Ddukbokki, kimçi, hobakjeon (kabak kızartma)) şehrimde yapılan etkinlikler sırasında yeme imkanı buldum. Ddukbokki beklentimi karşılamadı. Makarna türünde olacağını sanmıştım:) Sanırım yanıldım:) Sadece en sonuncusunu sevebildim.) Ramen yemeği isterim. bir de kara erişte:) Bana makarna ve türleri olsun yeter zaten

                           
5. Konu makyaj olunca şahsen makyaj yapma taraftarı biri değilim. Ailemin de bu yönde teşviki olmamıştır. İyiki de olmamış. Yaşıtlarımla kıyaslandığımda onlar 45'lik bayanlar gibi gösteriyorken benim böyle bir sıkıntım yok. Sadece eğer beyaz saçlara çözüm bulabilseydim daha da iyi olurdu. Konu ticaret olunca Kore sınır tanımıyor. Özellikle kozmetik sektörü almış  başını gitmiş. Bir diğer teşvik de estetik ameliyatlar. Ailelerin bile çocuklarını bunu yapmaları zorladıklarını duymuştum ki bu beni çok şaşırttı. Erkeklerin de kadınlar kadar makyaj yapmasından çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Özellikle Kpop yıldızları ve oyuncuların hali ortada. Bu kadar doğallık dışına çıkmak göze de hitap etmyor bir süre sonra. Zaten o rengarenk saçlara alışabilmem bile pek kolay olmadı:)

Dizilerden sıkılınca başka arayışlara giren benim gibiler için iki önerim var. Tabii önce onları izleyebilmek için bir çanak anten ve uydu alıcısına ihtiyacınız var. Çanağınız Hotbird uydusuna ayarlanmış olmalı. Bir de yayın akışını nette takip edecekseniz ülkelerimiz arasında altı saatlik zaman farkı var unutmayın:)

Arirang Tv:
Satellite : Eutelsat Hotbird 13B
Frequency : 11623Mhz
Symbol rate : 27.5MS/s
FEC : 3/4
Polarization : Vertical
V-PID : 225
A-PID(1/2) : 245
A-PID(3/4) : -
Band : Ku-Band
Standard : PAL

Bu kanal genel olarak dünyaya yayın yapan kültürel bir kanal. Bir dönem hafta sonu dizi yayınlandığını da anımsıyorum ancak şu an böyle bir durum yok. İlgi çekici programlar olabiliyor. Tabii İngilizce bilmeniz gerekiyor.

ShowBiz Korea:
Yayın Saati:  Her akşam saat 21:00'da
Sunucular : Jasper Cho (İzlediyseniz Descendent Of Sun'dan hatırlarsınız) ve Lina Kwon
İçerik: Kore dizileri filmleri ve ünlüler hakkında bilgi veren bir magazin programı. Şahssen her akşam izleyen biri olarak bu pogramı zevkle takip edenlerdenim. İngilizce geliştirmek için de önerebilirim çünkü sunucuların İngilizcesi gayet anlaşılır ve kolay bir seviye.

Pops In Seoul:
Yayın Saati:  Her akşam saat 21:30'da
Sunucu :?
Yarım saatlik bir Kpop programı. Klipler yayınlanıyor ve haftanın bir günü de yeni çıkış yapan ya da albüm çıkaran vokaller ya da gruplar programa konuk olarak katılıyor. Ancak şuan ki sunucusunun ses tonunu çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

Simply Kop 
Bir diğer Kpop müzik programı. Ancak bu kez sevdiğimiz şarkıcıları ve grupları sahne performansları eşliğinde izlemek mümkün. Ne yazık ki şarkılar esnasında seyirci kitlesinin attığı çığlıklar yüzünden programdan soğudum ve bir süredir takip etmiyorum.

KBS WORLD:

Orbital Location 13 EL
Frequency Band Ku-Band
Downlink Frequency 1642MHz
Polarization Horizontal
Symbol Rates 27.5Msps
FEC 3/4
Area Europe

Öncelikle bu kanalın Kbs televizyonunun dünyaya yayın yapan kanalı olduğunu söylemeliyim. Programlar İngilizce alt yazı ile sunulmakta ve KBS ve KBS2'den diziler ve çeşitli programlar seçilip yayınlanmakta. Bu kanalı keşfettikten sonra yukarda bahsettiğim iki program dışında Arirang'a pek uğramaz olduğumu belirtmem gerek.

Weekly Entertaintment 
Yayın Saati:  Her pazartesi akşamı saat 22:10'da (16:10'da da var aynı yayın)
Bir saat boyunca devam eden ve çeşitli bölümlerden oluşan bir magazin programıdır. Bir süre öncesine kadar ana sunucusu iki kişi iken bire düştü. Kanal genelde sunduğu kendi dizileri çevresinde oyuncularla röportaj yapıyor. İçerikteki Guerilla Date'ı zevkle izliyorum mesela. Bir ünlüyü Seoul sokaklarında sevenleriyle bir araya getiriyorlar. Bir dolu kalabalık eşliğinde röportaja başlayıp ilerleyen dakikalarda bir kaçına söz hakkı veriyorlar. Bunun dışında albette ünlülerin özel yaşamına, evlilik ve birliktelik haberlerine ya da kimi zaman yaşanan skandallara da değiniliyor.

Immortal Songs 2
Ailee, Gummy, KCM, SG WannaBe gibi güçlü yorumcuları bir araya getiren ve her hafta bi üstadın şarkılarının söylendiği ya da bestelediği şarkıları başarılı bir şekilde yorumlarken yarıştıran müzik programı. Şarkılar esnasında Korece şarkı sözleri de veriliyor. Korece öğreniyorsanız okumanızı geliştirebilirsiniz

Music Bank
Kpop İdollerini sahne performanslarıyla sunan cuma akşamlarının programıdır. Kore Top 20 listesi de verilir.

Return of Superman
Babalar ve çocukları olarak betimleyebileceğim prpgramı ilk zamanlar sık sık takip ederdim. Ancak artık sıkıcı buluyorum . Toplam üç ailenin günlük yaşamı kameralar eşliğinde sunuluyor.

Salı Çarşamba / Perşembe Cuma ve Hafta Sonu Dizileri:
Bu kuşakta KBS'in yayınladığı dizileri izlemek mümkün. Geçen yıl Hwarang, Witch At Court, Mad Dog gibi yapımları burada takip etmiştim. Elbette İngilizce altyazılı sunuluyor. Şuan Jugglers ve Black Knight ve My Golden Life (haftasonu) devam ediyor.