Webtoon versiyonuyla sıkı bir hayran kitlesine sahip olan  Cheese In The Trap diziye dönüştürülmesi kaçınılmaz hikayesi ve göz dolduran oyunculuklarıyla dizi arşivimde kendine yer bulan, iyi ki izlemiş dediğim bir yapım. Salt iyi ya da kötü yoktur, herkesin karanlık yöneleri vardır gerçeğinden yola çıkarak diğer pekçok dizide gördüğümüz üzere hikayedeki karakterler siyah ve beyaz ayrımına konmamış. Özellikle her anlamda beğendiğim oyuncu Park Hae Jin, karizması ve karanlık yönelerini başarıyla yansıttığı Yoo Jung rolüyle bir kez daha nefesimi kesti ve onu içeren izlediğim her kareden zevk aldım. Şu sıralar nedenini çok anlayamasam da internette kendisine kendisine yönelen nefret söylemleriyle boğuşuyormuş. Doğrusu bunu duyduğuma üzüldüm. Çünkü yeni yetme bir yıldız değil. Ne yazık ki internet ortamında herkes ağzı olan konuşuyor hesabı her düşününcesini özgürce de yazabileceği kanaatinde. Oysa kişilerin sırf kendi zevklerine hitap etmiyor diye karşı tarafı yıpratmaya hakkı yok. Umarım oyuncu sıkıntılarının üstesinden gelir. Gelelim dizmizin konusuna: Hikaye Kore'nin en önemli üniversitesine giden bir grup gencin etrafında şekilleniyor. Yoo Jung (Park Hae-jin) gerek zekası gerekse mükemmel dış görünüşüyle popüleritesi zirve yapmış çevresinde her daim güzel kızların dolandığı etkileyici bir erkek olsa da iç dünyasında tam bir gizem yumağıdır. Özellikle Seol'un başına sarılan her sorunu çoğunlukla gizlice çözerken sergilediği karanlık taraf rolünün çekiciliğini kat be kat arttırıyor.


Gelelim dizimizin kızıl saçlı üyesi Seol'e. Ailesinin ünivesite harcını karşılamakta zorlandığı  dış görünüşünü önemsemeyen kendi halinde çalışkan  bir kızdır. Kazandığı bursu devam ettirebilmek adına dirsek çürütürken iyi niyetliliğini sömürmeye her daim hevesli akbaba zihniyetindeki fazlasıyla çıkarcı ve iki yüzlü sınıf arkadaşlarının neden olduğu sorunlarla uğraşır. Okulun tanışma yemeğinde gördüğü Yoo Jung'ndan herkesin aksine iyi bir elektirik almaz. Ancak  böylesi popüler bir çocuğun neden sıkça karşısına çıktığını ve kendisine bu denli nazik davrandığını anlayamaz. Herhalde normal şartlarda karşısındakinin standartlarında birinin O'na kur yapacağını ya da ilgi duyacağına ihtimal vermemektedir. Altında başka nedenler olduğunu düşünmeye başlar ki zaman zaman yanılmadığını düşündürecek şeyler meydana gelir. Dolayısıyla ondan köşe bucak kaçmayı denediği her durum sonuçsuz kalır ya da onunla biraraya geldiği her ortamda karşısındakinin de öyle ya da böyle fark ettiği üzere gerilir. 


Baek In-ho (Seo Kang-joon) ise küçük yaşta ailesini kaybetmiş ve Jung'un varlıklı babasının o ve kızkardeşine kanat germesi sayesinde hayatını sürdürmüştür. Varlık sebebi başkalarının sırtından geçinmek olan dengesiz ve sorumsuz ablası sırtının kamburudur. Geçmişteki bağlarına rağmen şu anda bir nedenden ötürü Jung'tan ölesiye nefret etmektedir. Bölümler ilerledikce aslında onun da zamanında hiç de niyetli olmayan davranışlar içine girdiğini öğreniriz. Özelikle Seol'le tanışıp da sıkça çevresinde dolaşmasından Jung da belirgin biçimde rahatsızlık duyar. Görünüşe göre nefret her ikisi için de karşılıklıdır.
Asistan bozutusundan tutunda sapık takipçi Oh Young-Gon'a kadar hikayedeki tüm yan karakterler arıza tiplerdi desep sanırım yanlış söylemiş olmam. Arkadaşlık ve vefa denen şeyin yanından geçmeyen, yaptığı hatayı görmezden gelip her daim dolap çeviren, başkasının sırtından geçinen, başkasının avukatı olmaya meraklı ama kendi kancayı takamayınca karşısındakini ayartmakla suçlayan, masum bir taklitçiden sapıklık derecesinde kıskançlığa bağlayanlara kadar renki ve sinir zıplatan karakterler eşliğinde romantizm yakalamaya çalışmak hayli zordu. Aslında  bu yönüyle bir açıdan da renkiydi.

Dizi bitmiş olsa da Webtoon üzerinden çizgi romanı devam ediyor. Dolayısıyla dizi takipçileri  bu sondan memnuniyet duymamışlar. Bir de final bölümünde Park Hae Jin'in sahnelerinin kesilmesi büyük tepkilere neden olmuş. Ayrıca yönetmen yazardan habersiz kendince bir final yapınca hatasını fark edip özür dilemiş. Bunlardan mıdır bilinmez hikaye 2018 yılında beyaz perdeye taşınıyor. Başrolde yine Park Hae Jin var. Kadın karakteri ise bir başka oyuncu oynayacak ki bunu öğrenmek beni mutlu etmedi. Neden Kim Go-eun'ın projede yer almadığını bilmiyorum. Dahası bir remade film mi yoksa dizinin finali niteliğinde mi  olacak benim için gizemini koruyor. Sadece Park Hae Jin olduğu için bile izleyeceğim tabii o ayrı:) Umarın düş kırıklığı yaratmaz.

On yıl önce işinin ehli sıkı bir paralı asker, sonradan alacağı adla Kim Je-Ha (Ji Chang Wook), son görev yeri Irak'ın Uruk bölgesinde çalışmaktadır. Yöre halkından ülkesinde kore üzerine eğitim alan ve bu dili de gayet iyi konuşan Raina'ya aşıktır. O'na evlenme teklif ederken muhremelen biraz da kızı içinde bulunduğu durumdan kurtarmak arzusundadır. Gelgelelim kendisini işe alan Park Kwan-soo (Cho Seong-Ha) tarafından ihanete uğrar. Sevdiği kadın gözlerinin önünde infaz edilirken ölümünden sorumlu tutulup suçlanır ve interpol tarafından aranan bir kaçak durumuna düşer. Bir şekilde Suriyeli mültecilere karışarak Türkiye üzerinde Avrupa'ya kaçmayı başarır. Ancak Fransa'da işler umduğu gibi gitmez. Bir otel odasında gizlenirken ağır yaralı haldedir. Mekanı terk etttiği aynı gece yolu tutulduğu manastırdan kaçan ve koreli olduğunu  anlayınca kendisinden umutsuzca yardım isteyen Go Anna (Im Yoon-ah) ile kesişir. Ancak durumu  zaten pek de parlak değildir. Peşindeki adamları bir temiz döver ama onların polis olduğunu anlayınca karışmamaya karar verir. Kız yakalanıp alıkonduğu arabada umutsuz çırpınışlarla yardımı için yalvarırken izlemekten başka çaresi yoktur.

K2 rolünde Ji Chang-Wook
Altı ay sonra Kim Je-Ha ülkesine dönmeyi başarmış gözlerden uzak şekilde dev göktelenere reklam asan bir şirket personeli olarak yaşamaktadır. Ancak bu işlemi gerçekleştirdiği gece görmemesi gerek bir dizi olaya şahit olunca yeniden hedef haline gelir. Belaya bulaşmamak için evini terk edip yollara düşer ve uzun önce oğullarını yitiren yaşlı bir çiftele karşılaşır. Onlar aradan geçen kısa zamana karşın  delikanlıyı fazlasıyla benimsemişlerdir. Kim Je Ha'da bu sakin beldede sessiz sedasız yaşayabileceğini düşünür.Ancak yanıldığını anlaması uzun sürmeyecektir. Gece yarısı saldırı timi tarafından kuşatıldıklarında ve yaşlı çift sırf bu yüzden rehin alındığında peşindekilerin ölümünü görmeden yakasından düşmeyeceğni anlar. Adamları güzelce pataklayıp işin ardındakilerin ismi kimliği hakkında konuşturduğunda yapacağı tek şey kalmıştır. Başkan adayı Jang Se-joo'nu evine ulaştığı dakikalarda Go Ara gizlice eve sokulmaktadır. Başkan adayı Jang Se-joon'un kızı olan Go Anna sırlarla dolu bir geçmişe sahiptir ve büyürken psikolojik travmalar yaşamıştır. Anthrophobia (korku fobisi) yaşamakta ve yanıp sönen ışıkları panik atak geçirmesine neden olmaktadır. İşte tam da aynı gece Fransa’da Kim Je-Ha ile karşılaştığı gece çekilen ve medyaya sızan resmi  nedeniyle Kore'ye geri getirilmiştir.

Hikayenin bir diğer karakteri Choi Yoo Jin (Song Yoon Ah), JB grup yöneticisi ve güçlü başkan adayı Jang Se-joon (Jo Sung-ha)'nın karısıdır. Bir yandan ailesinin çevridiği karanlık dolaplara karşı her daim tetikte yaşarken bir yandan da çapkın kocasının karıştığı pis işlerin üstünü örtmekte ve halkın gözünde mükemmel bir eş profili çizmektedir. Tüm bunların perde arkasında güce duyduğu büyük hırs uğruna önüne çıkan her türlü engeli kaldırmaktan çekinmeyecek hayli karanlık bir profile sahiptir.

Öldürücü gülümsemesiyle kalbimi çalan, Empress Ki'den aşina olduğum oyuncu Ji Chang Wook bu seride cidden iyi iş çıkarmış. Soğuk, kaba saba tavırlarıyla hayli cool bir imaj çizerken rolu gereği yoğun fiziksel antremanlar yapmış. Im Yoon-ah'ı ise yakın zamanda Love Rain'deki sevimli performansında izlemiştim. Kendisi zarif ve güzel bir hanımefendi. İlk bölümlerdeki gizemi açığa çıkıp da birden bire normalleşince karakterini o kadar etkileyici bulamadım. Daha farklı bir senaryo çizilebilse iyi olabilirdi.

En şaşırdığım nokta ise içerdiği aksiyon dozu yüksek etkileyici sahnelere, gayet sağlam senaryosuna ve mükemmel oyunculuklara rağmen ana vatanında düşük sayılabilecek bir izlenme oranı elde etmesi. Legend of the Blue Sea gibi bir dizi "konusu beş para etmezken" muhtemelen sadece oyuncuları hatırına izlenip %18 gibi saçma bir orana sahipken bu yapım nasıl bu yüzdeyi alabilmiş anlayamadım. Resmen harcanmış. Son olarak ekleyebileceğim bir diğer not müzik albümün oldukça sıradışı şarkılar içerdiği.